29 KAS 025
İzmir
Bugün korkularımdan arınacağımı bilmeden uyandığım çok yağmurlu bir İzmir sabahıydı. Erkenden hazırlandım, içimde ufak bir heyecan vardı. Eşimle birlikte söyleşinin yapılacağı binaya ellerimiz kollarımız poşetlenmiş bayrak ve flama çubuklarıyla dolu girdik. Salona vardığımızda bizden çok önceden gelmiş olanlar ikramlıkları hazırlıyorlardı. İlk kez girdiğim bu salonda bir bayram sabahındaki aile buluşmasının telaşını hissettim. Bayrakları hazırladık, yerleştirdik. Masalar hizalandı, çaylar demlendi, sandalyeler yerleştirildi. Tanıştığım herkes tatlı bir tebessümle ellerini uzatıyordu bana. Sabahki heyecanım şimdi yerine oturmuş, anlamlanmıştı işte. Salondaki kalabalıkta herkesi tanıyor gibiydim. Uzun süredir böyle anlaşılabilir hissetmemiştim. Herkes yerine yerleştiğinde gözlerimiz kapıdaydı; gözlerindeki yorgunluğu bir kenara atmış, bizi gördüklerine en az bizler kadar sevindiklerini derinden hissettiğimiz Serkan Öz, Erdem Atay ve Eray Çelebi alkışlarımızla kol kola içeri girdiler. Sonrası hepimizin gerçeklerle yüzleştiği, içimizden geçenlerin cesur yürekler tarafından seslendirildiği ve umutlarımızı yeşerten bir şenliğe dönüştü. Kızgınlıklarımız ve hüznümüz, gözümüzü çevirdiğimiz ufuktaki umut, coşku ve hedeflerle birleşti. O an ekilen tüm fikir tohumları kimi zaman nemlenen gözlerimizdeki yaşlarla ve karşılıklı alkışlarımızla yeşeriyordu. Hepimizin ruhu içtenlikle el ele tutuştu ve o gün salondan çıkan herkesin gözünde aynı kıvılcım parladı. Korkularımızın umuda dönüştüğü bu etkinliğe katkısı olan tüm vatanseverler o gün evlerine akıllarında aynı heyecana ve düşlere sahip insanlarla bir arada geçirdikleri günün huzuruyla vardılar.
Sibel

