3 ARA 025
23:13 İzmir
Yıllandım mı, yaşlandım mı, eskidim mi bilemiyorum. Zamanın geçtiğini düşünürken hangi yöne gittiğini çözmeye çalışıyorum. Eski yazılarımı okurken zaman birden geriye doğru akmaya başlıyor. Öyle eskilerden bir ana dönmekten bahsetmiyorum, sadece geriye doğru aktığını görüyorum.
2010’a döndüm önce, çok mu geçmiş zaman? 15 sene 19 yaşından başlayınca daha hızlı geçerken, bugüne ekleyince bir asır sürecek gibi hissettiriyor. 2011’de yazılarım mı kısalmış, sesim mi kısılmış, duygularım mı yontulmuş emin değilim. Ama barut kokusunu duyabiliyorum satırlarda. Kim basmış olabilir tetiğe? Parmaklarımdaki izmarit kokusu daha fazla sorgulamama izin vermiyor, vazgeçiyorum.
Peki ne değişti? Algım benimle oynadığı oyunda gizli hamlelerle öne geçmiş gibi duruyor ama son kozlara daha çok var. Ya da tam zamanı mı geldi şimdi?
Kızgınlığıma ördüğüm kazakların kolları çürümüş. Örgüden de pek anlamam, zaten yakışmamıştı ona. Emeklerinin karşılığında bir ödül vereceksem bu el yapımı olmak zorunda mıydı? Samimi bir sarılma yeterdi belki; geçecek, unutacaksın en önemlisi artık korkmayacaksın. Sabahın karanlığında dışarı çıkabilecek cesareti bulacaksın, etrafında korkacak bişey göremeyeceksin. Yolların karanlığını aydınlatan araba farları, denizi aydınlatan balıkçı teknesinin ışıkları, yürüyüş yolunu aydınlatan sokak lambaları ve zihnini aydınlatan bir müzik tutturacaksın içinde. Mırıltılarınla yürüyeceksin karanlıkta. Dün gecenin eğlencesine eşlikçi birkaç bira şişesinin yanından geçerken aldığın keskin kokuya deniz kokusu karışacak. Her sabah şişeleri toplayan adamın, teneke kutuları ayaklarıyla ezme sesiyle irkileceksin. Evsiz adamın artık sahilde olmadığını farkettiğinde bu soğukta sığınacak bir yer bulabildiğini düşünüp belki biraz umutla dolacaksın. Geçen ilk 20 dakikanın sonunda zihninde dolaşan tilkilerin kürklerine yeni doğan güneşin bulutlarda kırılıp pembeye çalan ışıkları yansıyacak. Dönüşte parıldayan bir sabahtan evinin kapısına adım atacaksın. Kapının önüne geldiğinde ayakkabılarını dolaba kaldırmanın senin kararın olmadığını hatırlayıp sana kendi kurallarını direten bir adaletsizlik canını sıkacak. Sıksın. Zihnine bir gün kavuşacağını bildiğin ilkelere olan inancını ekleyecek, yılmayacaksın. Banyoda yüzüne çarptığın suyun yanağına kondurduğu bir buse dudaklarını kulaklarına yakınlaştıracak. Demlediğin kahvenin ilk yudumunda herkesten gizli tek başına doğurduğun günün tadını alacaksın. Sakinleyecek, durulacak ve artık korkmayacaksın. Kızgınlığına su dökmek yerine yanan ateşin yavaş yavaş sönmesini izlerken güne uyanan kalabalığın arasına karışacaksın.
Sibel

